Siyah

Yatağını; ”zaten akşam yine bozulacak” diye toplamayan bir ergenin umursamazlığıyla geçiriyorum bugünü. Zorla yemek yedirilmeye çalışılan bir çocuğun; ”oyun oynayacağım” isyanları kadar hayattan uzak olmak tercihim. 

Dibe vurduğunda yukarı çıkışların daha güçlü olduğu söylenir ya hani, en dipten en tepeye çıktım şu günlerde. Tek eksik olan çıkarken hiç güçlenmedim. Tanrının eli değmişçesine sıyrıldım bataklığımdan. En ortadayım, kıyıya yüzmek için çaba harcamak istiyorum. Yapamıyorum.
Kulaç atmayı unutmuş da olabilirim. Ya da aldığım nefesin değerini. Tutuyorum nefesimi, başımı sokuyorum bataklığıma. Dipten gitmek istiyorum. Bu sefer her şey daha bir karanlık geliyor bana. Sırt üstü yatmayı becerebiliyorum en azından.


Bir bebeğin merakıyla bakıyorum gökyüzüne. Bulutlar geçiyor, güneş doğuyor, ayın her hali geçiyor gözlerimin önünden. İnanır mısınız, bazen sis kaplıyor gökyüzünü. O zaman ruhuma baktığımı hissediyorum. Ummadığım anda bir el daha değiyor benliğime, sisler dağılıyor. Ben güneşi beklerken, yıldızsız bir gecenin karanlığı karşılıyor beni. Yakamoz arıyor gözlerim bataklığımda, yine siyah.


Siyah demişken, ne güzel saklar değil mi ayıbı? Görmek istediklerini göremezsin siyahta. Sen göstermeye çabalarsın içindekileri ama kahpedir siyah, sen göstermeye çabaladıkça o gizler.


Sırt üstüyüm bataklığımda, göğe bakıyorum. Siyah. Suya bakıyorum siyah. Dibe dalıyorum siyah. Bir el değiyor, onu bile göremiyorum.

Çünkü siyah; …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.