Bitmişliğin Ortasında

Değeri biçilmemiş aşkların aldığı şekle nefret denir. Biri girer hayatınıza, onu nefesiniz yaparsınız. Canınızı sıksa nefesiniz kesilir, gözlerine baksanız nefesiniz kesilir. Yanınıza gelince nefesiniz kesilir. Ne yaparsa yapsın nefesiniz kesilir. Sanki soluk almayı bilmiyormuşçasına baktığınız o gözlerin ileride sadece sokak köşelerinde görmeyi umut edebileceğiniz gözler olduğunu tahmin edemezsiniz…


Nefesiniz yaptığınız herkesin bir gün sonu gelebiliyor ama siz o son nefesi hiç bir zaman veremiyorsunuz. Yeni nefesler katıyorsunuz hayatınıza. Her birini her hücrenize kadar soluyorsunuz… Ciğerlerinizi yakanlar da oluyor zaman zaman, umursamıyorsunuz. Zarar verdiğini bile bile sigara içmek gibi, dengenizi bozduğunuzu bile bile esrar içmek gibi… Tadını alamıyosunuz bazen, kışın ortasında üşür gibi, kar yağıyorda tipi varmış gibi soğuk birini de çekebiliyorsunuz işte. Ama bunlar içerisinde bulunduğunuz aşkı ne tüketmeye ne bitirmeye ne de ertelemeye yetiyor. 
Bir gün nefesiniz kesiliyor. O nefesiniz yaptığınız aşk, belki de bir daha arkasına hiç bakmadan çekip gidebiliyor. Günlerce nefes alamıyorsunuz, ciğerleriniz birbirine yapışmış gibi, kalbiniz kuru bir et yığınının içinde atmaya çalışır gibi, teniniz ölü bir balığın solukluğuna kavuşurken, siz sizden nefesinizi alan kişiyi düşünerek daha da boğuyorsunuz kendinizi. 
Bazı insanlar kalple sevilir, bazıları beyinle, mantıkla… Kimileri vardır ki, ruhunuzla seversiniz onları. İşte o zaman bütün kimyanız değişmeye başlar. Ruh nerdedir bilir misiniz? Ruhunuz sizin kafanızın içinde değildir. Ruhunuz, sizin durmaksızın çalışan kasınızın, yani kalbinizin yanındaki bir boşlukta bulunur. Bu boşlukta hafif bir öz vardır, aşağı yukarı on üç ons ağırlığındadır. Ruhunuzda sevgi vardır. Ama kalbiniz sadece bir pompadır. Sizinde kalbinizle sevdiğinizi sandığınız kişi aslında ruhunuzdadır. İşte o nefesiniz yaptığınız, onun sesinin her bir tonunu kalp atışlarınızla eş değer tuttuğunuz ve hayatınızdan yok olup giden kişiyi yaşamaya çalıştığınızda, göğüsünüze oturan o acı aslında kalbinizin değil, ruhunuzun çektiği acıdır. Çünkü siz karşı tarafı ruhunuzla sevmişsinizdir, o sizi beyniyle. Ruhlarıyla seven insanlar kopmazlar birbirlerinden. Bir şekilde her yönleriyle tamamlarlar birbirleriniz.


Siz ruhunuzla seversiniz, o beyniyle… Beyniyle seven gittiğinde, nefesiniz gider, kalbiniz gider, gözlerinizin feri gider… 

Bitmişliğin ortasında kalırsınız. Çekmeniz gereken acı neyse onu çekmeye başlarsınız. Günler sürer, haftalar birbirini takip eder, insanlar hala mı, der. Siz üzülürsünüz, hatırlarsınız, anarsınız. Yeri gelir durduk yere oturur ağlarsınız. Gözünüzün önüne koyarsınız, dizlerinize kapanır ona sarılırsınız. Ve sonra dayanamazsınız bir şekilde o beyni davet edersiniz hayatınıza tekrardan. Siz ruhunuzla çağırırsınız sırf nefes alabilmek için, o beyniyle gelir. O noktada herşeyin normal olduğunu, uzun zamandır geri kazandığınız nefesinizin daha bir kuvvetlendiğini hissedersiniz. Öyle nötr öyle yormadan davranır ki size, rahatlarsınız. Dakikalar saatleri saatler geceyi takip eder, bedenler kavuşur, beklenti aranmaz, siz ruhunuzu verirsiniz o cinselliğini…


Tekrar gittiğinde sadece nefesinizi almaz sizden, elinizden giden saflığınızı, beslediğiniz, kendinize büyüttünüz sevgiyi, ona vermeği düşündüğünüz içten içe yaşadığınız hayalleri, uykularınızı, bakışlarınızı, gülümsemenizi, iyi olan neyiniz varsa hepsini birer birer yıkarak, ağzınıza sıçarak gider. Nefret etmeyi denersiniz, ondan nefret etmeye ne duygunuz ne de nefesiniz yeter. O orada olmamalıdır. Nefret beyinde oluşur çünkü, beyniniz nefret etmek ister, ruhunuz izin vermez çünkü ruhta nefret yoktur. Ve geriye ne kalır biliyor musunuz? Belki de hiçbir şeyi ile size uymayan, size istediğinizi veremeyeceğine emin olduğunuz ama kabullenemediğiniz,üzerinde hakimiyet kuramadığınız adamı sevmeyi bırakmayı denersiniz. Bırakamazsınız. Onlarca hayat tecrübe etmiş ruhunuza sözünüz geçmez. Beyninize nefreti kabullendirirsiniz, ruhunuz inkar eder. Bu noktada nefret ağır basar. Ondan değil, kendinizden nefret edersiniz. Çünkü ruh saftır, nefret bilmez. Nefes kesilir, yürek sıkılır, nefret başlar ama siz bunların sonunu getirecek tükenmişliğin, bitmişliğin ortasındaki son nefesinizi hiçbir zaman veremezsiniz…


Elinizde belkide hiç sizin olmayacak bir ruha aşkınız ve hiç size yakışmayan duygularınıza nefretiniz kalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.