Ya!

Belkide ilk defa hayatımda bir insanın hiç olmamış olmasını diledim. Kötü bir duygu aslında. Çünkü kimseyi hayatımıza olmaması için sokmayız. Tabi bunu yaparken o insanı hayatımızın neresine koyduğumuz da büyük önem taşır. Dost biliriz, arkadaş biliriz. Kimisini hepsinden yukarı koyar en karanlık sırlarımızın kasası belleriz. Kimisine kimseye gösteremediklerimizi, kimisine acılarımızı, kimisine mutluluğumu pay biçeriz. İnsanın doğru olduğu sürece hayatını genişleten insanlar güzeldir. Ve bizler hayatımıza birisini her soktuğumuzda tüm güzellikleriyle sokmak isteriz. Kötü bilmeyiz karşımızdakini, oyunlarına aklımız ermez, kötülüklerinin ya da yanlışlıklarının farkında olmayız. Aslında kötü demek de hatalı, bize uymayan yanlarını bir kerede keşfedemeyiz.

Bu insanlar artarlar azalırlar, eksilirler eksiltirler, üzerler ya da üzülürler. Hepsinin giderken bir bahaneleri olur. Ama kimisi vardır ki, düşünmeden, sorgulamadan, hiçbir yönünü keşfetmeden, olduğu gibi kabul ettiğimizdir. Ayırt etmeden belki en tepeye koyduğumuz, daha bir başka baktığımız, adını daha başka söylediğimizdir. Nefes alırken onu solumaya başladığımız, gözümüzü kapatınca karşımıza dikilen, en ufak sözüne kırıldığımız, en küçük tebessümünde mutluluğu bulduğumuz, küçücük bir öpüşüyle aşık olduğumuzdur. Karşımızdakinin ne olduğunu, kim olduğunu, ne durumda veya ne şartlarda olduğunu umursamayız. Çünkü nasılını düşünmeksizin olması yeterlidir bizim için. Bunu ona hissettirmeye çalışırken yoruluruz da, yorgunluğumuzu belli etmeyiz.

Çünkü birisini olduğu gibi kabul etmek zor bir şeydir. Fakat gerçekten seversek bu detaylarda boğulmamıza gerek kalmaz. Değer yükleriz, anlam biçeriz, her hareketinden kendimize güzel anlamlar çıkartmaya çalışırız. Zaman zaman farkında olmadan bencilleşir onun bize vermeye layık gördüğü sevgiyi hunharca sömürmeye çalışırız. Onu da kendimizi de yorarız fazlasıyla. Ama birisini her şeyiyle istemek ne kadar suç olabilir ki? Her şeyiyle kabul etmek ne kadar kabullenilemez bir durum olabilir ki? Onun olan ve onunla olan hiç bir şeye üzülmeyiz. Yeter ki olsun, kavga edelim, küselim, gülelim, beraber büyüyelim, büyütelim derdine düşeriz. Kısacası yeter ki olsun deriz. O olsun, ondan olsun, ondan olmayan benden uzak olsun deriz.

Onu kabullenme ve onunla olma mücadelesi içinde çırpınırken ve her şeyin en güzelini belkide biraz bencilleşerek ama iki kişilik düşünerek en mükemmelini isterken yok oluverir. İşte o acı acıların en büyüğüdür. Yok olurken karşınıza oturur kendini açıklamak yerine sizde ona ait olan ne varsa dinler. Hiçbir bahanesi ya da tatmin edici açıklaması yokken sizinle olmayı seçmediğini, olamayacağını belki de olmak istemediğini gözlerinizin içine bakarak söyler. O son dakikalarda bile onun gözlerinin içine umuda dair bir şeyler bulmak için dalarsınız. Aradığınız oradadır da size vermez, size göstermez. On kuruşluk bir sakız için ağlayan çocuğun saflığıyla gitmemesini, olmasını istersiniz. Yıkımınızın başladığı noktada, enkaz kalıntılarından bir temel kurmak için mantık içeren sözleriniz, kurmaya dahi daha önce cesaret edemediğiniz cümleleriniz dökülür ağzınızdan. Bir anlam ifade etmediğini anladığınız noktada kabul ettiğiniz ilk şey duygularınızı değiştirmek olur. Çünkü sevgi bitmez, şekil değiştirir. Aşkı nefrete, özlemi kine çevirmek çok kolaydır.

Günler geçer o yoktur artık. Hayatımıza girmiş çıkmış herhangi bir isimden başka bir şey değildir aslında. Silip atmak istersiniz, olmaması gerektiğini düşünür, olmasaydı da olurdu dediğinizi hissedersiniz. Yapamazsınız!
Biri girer hayatınıza, hayallerinize yön vermek için küçük müdahalelerde bulunur, umut eker aşk bahçenize, siz o umutlar filizlendikçe daha da bağlanırsınız aşkınıza. Utanmadan çekip gittiğinde ise sulamayı unuttuğunuz aşk bahçeniz bir çamur tarlasına döner ve siz o çamurun içerisinde boğulmaya mahkum kalırsınız.

Çok zaman olmadı sen yok olalı. Olmazsa olmaz biri olacakken hayatımda yok oldun aniden. Ve ben çamurun ortasında çırpınan bir hiç halini aldım. Elimden tutmanı bekliyorum, yüzüme gülmeni, acımı söküp atmanı yüreğimden. Çünkü bunu şuanda yapabilecek tek insan sensin. Özlüyorum… Sana ait olan iyi ve kötü, doğru ve yanlış olan her şeyi özlüyorum. Uçağa ilk bindiğinde camdan bakıp; ” bakın dünya” diye bağıran 4 yaşındaki kız çocuğunun saflığında seviyorum seni. Ol istiyorum. Başka hiçbir şey değil. Yokluğun ne olduğunu en iyi sen bana tattırmasaydın, iyi ki doğdun iyi ki varsın demek isterdim. Ama olsun, oralarda bir yerde ben olmasam da bir hayatın içindesin. İyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın… Bende yok olsan da.

Seni seviyorum.

One Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir