Daha ne anlatayım size?

Ne akıtmalıyım kalemimden? Hangi aşk acımdan bahsetmeli size, hangi kırgınlığımı gün yüze çıkartmalıyım. İçimdekileri ben bile anlamıyorken, en büyük dengem dengesizliğimken nasıl yapabilirim bunu bilmiyorum. Bir aşk, bir yalnızlık, belirsiz bir kalabalık ve sen. Her şey bu kadar iç içe geçmişken nasıl anlamlandırabilirim ki içimdekini.

Zaten her şey yeterince zor değil mi? En karanlık geceden daha karanlık biz özlemin içine çekilmiş halde bir kibrit arıyorum elimdeki mumu yakmak için. Ucunda ışık olan bir tünelde falan da değilim ki ışığa koşayım. Karanlığın içinde kaybolmuş sağa sola koşturuyorum. Anlamlandıramadığım bir şeyler beliriyor arada onları tanımlamaya çalışırken sağa sola çarpıyorum. Yosun tutmuş duvarlardan güç almaya çalışıyorum, kayıyor ellerim tutunamıyorum bile. Zaten karanlıkta neye güvenebilirsin ki.

Senden izler arıyorum sağda solda, belki bir koku belki bir ses. Orada olacağına ve sana varacağıma inanarak düşe kalka, emekleye emekleye dolanıyorum kendi içimde. Bir arkadaşımın da dediği gibi aşk insanı besler.
Tam olarak aşk mı bu onu da bilmiyorum. Ama bir şeylere aç değilim onu farkediyorum. Özlemin neredeyse her bir hücreme işkence ederken, duygularım patlamış bir volkan gibi her yanımı kızartıp, yaşanılabilirliğimi bendem yavaş yavaş alırken ben hiçbirşeye açlık hissetmiyorum. Biliyorum ve inanıyorum ki oralarda biryerdesin ve bu benim tüm benliğimi güçlendirmeye yetiyor. Bir yandan umutla güçlenip bir yandan özlemin başı çektiği onlarca duyguyla darbe alıyorum.

İşin güzel tarafı ne biliyor musun? Yıkılmıyorum! Hiç de yıkılmadım. Çok kez girdiğim bu karanlıktan her seferinde daha parlak çıktım. Kendi yolumu kendim buldum. Her aydınlığa kavuştuğumda daha güçlüydüm. Ve her seferinde iyileştim. İzi kalmadı hiçbir acının. İz bırakanlar unutulmaz demiş ya şarkıda, hiç iz kalmamış üzerimde… Herkes unutuluyormuş yani bunu kavradım. Ve ben en güzel halimde parlarken herkese sıfır bir kalp sunmayı başardığım için kendimi hiç kötü hissetmedim.

Bir süre daha sürünürüm bu karanlıkta. Bir süre daha yara alır, bir miktar daha yıpranırım. Ama zamanla geçer derler ya her şey, evet geçiyor zamanla. Ben kendi güneşimi kendi üzerimde doğurmayı başardığımda, yeni bir ben olduğumda ne sen ne de önceleri zerre iz bırakmadan yok olmuş olacaksınız. Ve o gün yine benim bayramım olacak…
Ben daha ne anlatayım size?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir